Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

Anasayfa

Hakkımda

Arşiv

Şiirler

Image Hosted by ImageShack.us

Kadınların çoğu hassas, kolay incinen, aile içinde veya çevrede karşılaştıkları olayları ve sıkıntıları bir türlü unutamayan heyecanli kişiler midir? Küçük meselelerin üzerinde çok mu durur, sonra bunların etkisinde çok mu kalırlar?
Bu soruya hemen "evet, işte tıpkı benim gibi" diyecek pek çok kadın var şüphesiz. İşin ilginç yanı, bu özellikler çoğu kere takdir edilir, böyle bir insanın kendisi de "vurdumduymaz veya duygusuz olmadığı" için bir bakıma bu özelliklerini beğenir.
Ruh sağlığı bakımından "duygulu olmak" la "duygularına hakim olmak" farklı kavramlardır.
Oysa ki biz ruh sağlığı açısından "duygulu olmak" kavramı ile "duygularına hakim olabilmek" kavramını birbirinden çok farklı görürüz. Bir insanın çeşitli heyecanları yaşaması, olaylar karşısında duyarlı olması, diğer insanların duygularını incelikleriyle hissedebilmesi kuşkusuz güzel bir şey. Ama bundan daha üstünü, bu heyecanların esiri olmadan, onları gereğinden fazla büyütmeden bu duygulara hakim olabilmektir. Bu hiçbir şekilde vurdumduymaz ve duygusuz kalmak demek değildir. Tamamen aksine daha gelişmiş bir insanın özelliğidir. Olgun insan görür, bilir, duygularıyla hissedir ama bunun üstüne çıkacak irade gücünü gösterir. Onu heyecanları idare etmez, ne yapması gerektiğine göre o heyecanlarını idare eder ve heyecanlarına hakim olur.
BSu çok basit görünen nokta, zaman zaman çeşitli ruhsal bunalımlarda önemli rol oynayabilir. Özellikle kendilerine ve isteklerine çok dönük yaşayan, öncelikle duygularıyla hareket eden insanlar, heyecanlarını da abartma eğilimi gösterirler. Örneğin kocasına ve komşusuna kızan veya bir şeye üzülen bir ev kadını veya bir genç kız, eğer olgun bir kişiliğe sahip değilse, eğer okuyarak veya başka şeyler yaparak ilgisini dağıtamıyorsa ve kızgınlık, üzüntü gibi heyecanlarını tekrar tekrar yaşıyorsa, bir süre sonra bu heyecanlar eski başka duygu veya heyecanlarla birleşir, nasıl büyütmüş olduğunu farketmeden kişi bir süre sonra tamamen bu heyecanların etkisi altına girer.
Bu durumda çok çeşitli bedensel şikayetler ortaya çıkabilir. Fenalık hissi, göğüste darlık, çarpıntı, sıkıntı, ellerde titreme, midede şişkinlik ve gaz, ağızda kuruluk, başağrıları, baş dönmeleri, ellerde ayaklarda veya vücudun çeşitli yerlerinde uyuşukluk...gibi. Bu garip duygular, kişinin içindeki korku ve heyecanı büsbütün artırır. zaman ağlama, bağırma, çırpınma, bayılma krizleri, sesleri duymama, ellerinin ayaklarının tutmaması vs. vs. gibi tam bir ruhsal bunalım tablosu ortaya çıkabilir.
Öyleyse ne yapmalı?
Kişiler duygularını abartmamayı, duygu ile aklı dengelemeyi, gereğinde isteklerini engellemeyi çocukluk yaşlarında öğrenmiş olmalıdırlar. Eğer bu yetenek zamanında yeterli şekilde gelişmemişse, yetişkin oldukları zaman, bilinçli bir çabayla sonraki yıllarda bunu öğrenmelidirler. Bunun için gözönüne alınması gereken kuralları şöyle özetleyebiliriz.
Ruh sağlığı yerinde olgun insan, çevreyle gereksiz çatışmaya girmediği gibi, kendi içinde kendi kendisiyle de çatışmayan insandır. Umursamaz değildir, aksine duyarlıdır, ancak kendini bir çatışma içinde bulduğu zaman önce bunun neden kaynaklandığını, hangi durumlarda ortaya çıktığını değerlendirir. Sonra kendisinin yapabileceği ne varsa onu değiştirmeki çin çaba sarfeder, kendisinin yapabileceği bir şey yoksa "bu benim meselem değil" diyebilir, üzerinde durmaz. Böylece değiştirmesi gereken gerçekleri değiştirmeki çin çaba sarfeder, değiştirilmesi mümkün olmayan gerçekleri de olduğu gibi kabul etmenin olgunluk olduğunu bilir.
Kendilerine ve isteklerine dönük yaşayan, özellikle duyguları ile hareket eden insanlar heyecnalarını da abartırlar:
Sonuç olarak ruh sağlığı yerinde olgun insan her çevre ve koşula uyum sağlayabilecek hoşgörülü ve esnek kişiliğe sahiptir. bu insanın zayıf veya aciz olması demek değildir, kişiliğinden fedakarlık etmesi demek hiç değildir. Aksine gereksiz çatışmaların üstüne çıkabilme gücüne sahip olması demektir.
Kendi çocuklarının ilerde aynı sorunlarla karşılaşmasını istemeyen ana babalarda sevgi ile disiplini dengeli, tutarlı ve makul ölçülerde vererek, çocuklarında, duygularını kontrol etme becerisini geliştirebilirler.
.

Bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında tüm haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve tüm gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken çocuğu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba çocuğuna söz vermişti, o hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve çocuğuna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü; "Oh be kurtuldum, en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez." Aradan on dakika geçtikten sonra çocuk babasının yanına koşarak geldi ve "Baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz" dedi. Babası önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk; "Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı" dedi... İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN, DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ...

AspAvAyAsAr....

.

Aynı sokakta oturuyorduk. Her gün başka bir kızla gelirdi eve. Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi. Fakat kimse gerçeği bilmezdi. Kirli sakalları vardı. Kahverengi gözlü, kumraldı.
Hiç kimseyle konuşmaz, sadece gelip geçerdi. Bir gün onunla yolda karşılaştık. Çok güzel bir yüzü vardı. Bana baktı ve gülümsedi. Şaşırdım…! Ama yine de onu sevmemeye çalıştım. Fakat o çok farklıydı. Gece boyu lambası yanardı. Bazen uyumak yerine onun evini seyrederdim. Onu sevmediğim halde onun her şeyi ile ilgilenirdim.

Bir gün yine kendimi onu gözetlerken buldum. O an anladım ki hep kendimi kandırmışım. Ben ona çoktan aşık olmuşum bile…
Artık o eve gelmeden uyumaz oldum. Herkes onun kötü olduğunu söyleyince onu savunuyordum. Geçen gün yine onu yolda gördüm. Bana göz kırptı. Yanımdan geçerken onu çağırdım. “Acelem var KÜÇÜĞÜM” dedi bana. Eve gidip saatlerce ağladım. Karar verdim. Ne olursa olsun ona onu sevdiğimi söyleyecektim. Yolunu bekledim. Bir gün gelirken onu gördüm. Peşine düştüm. Eve girdi. Biraz bekleyip kapıyı çaldım. Kapıyı açıp “Ne var KÜÇÜĞÜM?” dedi. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Adını bile söyleyemeden “SENİ SEVİYORUM” dedim. Gülümsedi, cevap vermedi. Çok utanmıştım. Konuşamadım ve hemen dışarı çıktım. Sonra 1 ay boyunca onu görmemek için sokağa çıkmadım.
Bir gün kızlarla evde konuşurken mahalleye bir ambulans geldi. Onun evinin önünde durdu. Şaşırdık. Hemen dışarı fırladım. 3-5 dakika sonra görevliler onu sedyeyle dışarı çıkardılar. Önümden geçerken “ben de seni, KÜÇÜĞÜM” dedi ve gözlerini yumdu…
Herkes bana bakıyordu. Ağlayarak koşmaya başladım. Göz yaşlarım durmadan akıyordu. Eve geldiğimde annemler ondan bahsediyordu. Ailesi yokmuş. Kendi gayretleriyle bu yaşa gelmiş, okumuş. Sevdiği bir kız varmış. Ailesi vermeyince kız evden kaçmış. Bir hafta sonra kız ölmüş. Kimi sevdiyse ölmüş. Çok acı çekmiş. İntihar edip hastaneyi aramış. Polisler geldiğinde evinin duvarında “KÜÇÜĞÜM” yazısını bulmuşlar. “KÜÇÜĞÜM, sen de ölme…” yazıyormuş…
“KÜÇÜĞÜM, SEN DE ÖLME…
.


> >
> > Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz değneği ve el yardımı ile otobüse binmişti.
> > Şoför:
> > - Soldan üçüncü sıra boş hanımefendi dedi.
> > Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi.
> > Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçeklestirilen ameliyatla gözlerini kaybetmisti
> > Genç kadın ve asla göremeyecekti.
> > Kocası ameliyattan sonra acı gerçegi öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermisti.
> > Asla karısını yalnız bırakmayacak ona sonuna kadar destek olacak kendi ayakları üzerinde durana kadar cesaret verecekti.
> > Günler geçiyordu.
> > Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu.
> > Eşinin bu içine kapanıkkaramsar hali kocayı çok üzüyordu.
> > Bir an önce bir şeyler yapması gerekiyordu karısı günden güne kendi içine kapanık dünyasında kayboluyordu.
> > Bütün gün düşündü koca nasıl yardım edebilirim güzeller güzeli eşime diye.
> > Birden aklına eşinin eski işi geldi.
> > Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi.
> > Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı:
> > -Ben bunu nasıl yaparım ben körüm diye bağırdı.
> > Kocası ona destek olacağını her sabah kendisinin işe bırakacağını ve aksamları da iş çıkısında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi.
> > Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu.
> > Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu.
> > Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi karısı eskisinden biraz daha iyiydi.
> > Fakat kocası daha fazlasını istiyordu kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti.
> > Aksam karısına:
> > -Artik işe kendin gidip gelmelisin dedi.
> > Kaıin şaşırmıstı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı.
> > Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.
> > Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu.
> > Günler günleri kovaladı hiç bir problem yoktu.
> > Yine bir gün otobüse binerken soför:
> > - Sizi kıskanıyorum hanımefendi dedi.
> > Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan
> > -Neden diye sordu.

> > Şoför:
> > - Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayi genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayip size her gün sevgiyle el sallıyor dedi.
> >
> > HERKESIN BU KADAR SEVMESI VE SEVILMESI
> > HEPSINDEN DE ÖNEMLISI BÖYLE BIRSEVGIYI HAK EDECEK INSANI BULMASI DILEGIYLE.
.

Merhabalar...
Farzedinki msnde bir kızla konuşuyorsunuz.Ve kamera muhabbetine sıra geldi.
Kamera açıldı ve bi baktınız kız çirkin mi çirkin
Bu olay karşısında olası diyaloglar

Kız : ee nasil görünüyorum ?
erkek : valla k*çıma iki göz çizsem senden daha güzel görünür

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : önemli değil , herzaman yanımda poşet bulundururum

Kız : kamera çok bulanık değil mi?
erkek : no problem , abazaya cine5 bile şifresiz görünür
Kız : nasıl yaniuuu ?
erkek : yok bişi sen devam et

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : istersen camsız devam edelim , hatta en iyisi sen beni listenden sil !

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : waw mükemmelsin !
Kız : tşk ederim
erkek : şaka kız şaka , evrimini tamamla sonra görüşelim senle

Kız : evet ne düşünüyorsun benim için ?
erkek : anne baba akraba mı senin ?

Kız : nasıl görünüyorum ?
erkek : görmüyom , gözlerimi kapattım!

Kız : bak kimseye cam açmam aslında
erkek : benim suçum neydi ?

Kız : nasılım ?
erkek : Sana tel numaramı vermedim değil mi ?
Kız : hayır vermedin , neden ?
erkek : iyi !

Kız : iyi görünüyor muyum ?
erkek : aaa maymun mu besliyon ? bu arada sen nerdesin camerada görünmüyon
Kız : hayvan !

erkek : tamam kamera açılıyor.
Kız : aaa kamerayı neden kapattın ? aaa çevirimdışı olmuş !

Kız : evet nasılım ?
erkek : valla senin görüntüyü kaydedip forumda yayınlamak için camını açtırmıştım ama senin bu görüntüyü yayınlamaya kalksam kesin banlarlar beni!
.

Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi.

Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti, aslında bunda geç bile kalmıştı. Bitmeli dedi içinden her gün; bu tatsız uyanış bitmeli... İçinde bir muhakeme başlamıştı, kendi kendine söyleniyordu:

"Ona da haksızlık etmek istemiyorum belki hatalı olan benim.... Bulunmaz Hint kumaşı değilim ya, görünüş olarak, hımmm, yakışıklı çocuk denilecek biri hiç değilim.... Ama yaptım, çok çalıştım bitmesin diye, kendimle, mantığımla çok kavga ettim, olmadı...."

Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi. İstanbul soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi : "bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor onlar bile ağlıyor halimize."

Birkaç saatlik yolculuktan sonra Kadıköy iskelesine geldi. Her zamanki gibi yine ilk kendisi gelmişti buluşma yerine. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü, şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Karşılama faslından sonra Beşiktaş a gitme kararı aldılar, yolculuk sırasında hiç konuşmadılar; genç adam güneşin yokluğunda grileşen denize bakıyordu. Genç kız, arkadaşının bu durgunluğuna anlam verememişti, öyle ya nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarını çaldığını.

"Üşüdüm" dedi genç kız. Bu, yolculuk boyunca edilen tek laftı. Beşiktaş a geldiklerinde bir cafe de oturdular, genç kız anlamıştı kendisine bir şey söylenmek istendiğinin...

- "Bana bir şey mi söylemek istiyorsun" dedi, genç adamın gözlerine bakarak. Genç adam gözlerini kaçırarak

- "Evet" şeklinde başını salladı. Genç kız daha da heyecanlanmıştı. Biraz da sinirlenerek

- "Söyle öyleyse ne diye bekliyorsun." Genç adam içini çektikten sonra

- "Sence biz nereye kadar gideceğiz, daha doğrusu biz iyi bir ikiliyiz"

- "Bunları sorma gereğini neden duydun." dedi genç kız. Genç adam söze başladı :

- "Bak canım bundan birkaç ay önce akşam saat 11:00 civarıydı sanırım, hatırladın mı? Genç kız

- "Evet hatırladım" dedi, ama genç adam genç kızın sözünü bitirmesini beklemeden

- "O akşam seni düşünüyordum, diğer akşamlarda olduğu gibi, senin için bir şiir yazmıştım. Onu o an sana okumak istemiştim, sana telefon açtığımda şiirimi bile dinlemeden "şimdi sırası mı canım ya, senin de işin gücün yok mu ?" demiştin bana. Biliyor musun o an bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düşen bir boksör gibi olmuştum. Sessiz kalıp özür dileyerek telefonu kapatmıştım. Daha sonra bu şiiri benden hiç istememiştin. Ve bunun gibi bir çok defa tartışmamız oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meral in bana "sen şanslısın, Nalan sana bakar" sözüne karşılık sinirli bir edayla "aaaa, bana ne, işim yok da sana bakacağım, annen baksın." demiştin bunu da hatırladın mı?" Genç kız tekrar "evet" dedikten sonra şaşkın şaşkın

- "Evet ama bunları neden hatırlatıyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kişiliğim böyle, duygusallığı sevmiyorum . Ve hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez." Genç adam güldü

- "Evet canım, bak burada haklısın, sen zaten olmak istesen bile bu kalbi taşıdığın müddetçe hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın." Genç adam devam etti "bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin, hiç, hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanları mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, akşam, gece, yani seni andığım her saat tatlı sözcük mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben ak ile kara gibiyiz" Genç kız anlamıştı,

- "Yani ne istiyorsun, benden şair olmamı mı?" Genç adam tekrar gülümsedi içinden dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşünüyordu.

- "Hayır dedi şair olmanı istemiyorum zaten olamazsın da; yalnız biz ayrılmalıyız, ayrılırsak ikimiz içinde en hayırlısı bu olacak." Genç kız şaşırmıştı,

- "Neden ama, ben seni seviyorum, senin de beni sevdiğini sanıyordum." Genç adam iç çekerek

- "Hayır canım, sen esas beni sevdiğini sanıyorsun, eğer beni sevseydin şimdi burada başka şeyler konuşuyor olurduk." Genç kızın gözleri yaşarmıştı, Genç adam cebinden çıkardığı mendili uzattı, genç kız göz yaşlarını silerek kesik bir sesle

- "Sen bilirsin, umarım beni başka biri için bırakmıyorsundur." Genç adam

- "Nasıl böyle bir şeyi düşünürsün, senden başka olmadı ve uzun süre de olacağını sanmıyorum."

Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada artık iki yabancı gibi duruyorlardı. İstanbul yağmurlarla yıkanırken yağmura iki sevgilinin umutları da karışıyordu.

Birkaç dakika sesiz oturduktan sonra genç kız

- "Kalkalım istersen" dedi. Genç adam

- "Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin. Genç kız

- "Tamam, o zaman sana mutluluklar dilerim" diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu genç adam

- "Arkadaş olarak beraberiz, ama sen istersen tabi" dedi. Genç kız

- "Evet" anlamında başını salladı ayrılırken son kez sarıldılar birbirlerine.

Genç kız uzaklaşırken, genç adam masada dondu kaldı. Vakit öğleni bulurken yağan yağmur yerini güneşe bırakmıştı, ama genç adam titriyordu. Onu titreten açan güneşe rağmen esen rüzgar mıydı, yoksa kalbindeki ayrılık acısı mıydı. Saatlerce dolaştı devamlı kendini sorguluyordu. Hatayı baştan yaptım diyordu, ama yaşadığı güzel günlerde olmuştu."Allah ım" dedi "Allah ım güç ver bana".

Dostlarını düşündü onların dediklerini düşündü. Arkadaşları sizler birbirine zıt insanlarsınız yol yakınken dönün bu yoldan dememiş miydiler. Tabi ya doğru olanı yapmıştı. Saatler geçtiğinde artık güneş yerini yıldızlara bırakmıştı, eve döndüğünde yürümekten bitap duruma düşmüştü. Kendisini karşılayan annesine hiçbir şey söylemeden kendi odasına gitti. Gece bir türlü bitmek bilmiyordu anıların ağırlığı altında eziliyordu genç adam, ama sabah erken kalkıp ajansa gidecekti, bunun için uyuması gerekiyordu.

Birkaç saat sonra genç adam uykuya dalmayı başarmıştı ve sabah 7 de saatin zırlamasıyla uyandı genç adam. Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 tane cevapsız arama vardı. Genç adam yorgun olduğu için duymamıştı telefonunun sesini. Cevapsız arama ve mesaj canımcım dan gelmişti, canımcım onun Nalan a taktığı isimdi, heyacanla mesajı açtı mesajda şunlar yazıyordu...

"Sadece, onları sevmeyi sevdim. Hepsini onlarsız yaşadım da, bir seni sensiz yaşayamıyorum Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum. Sana yemin güzel gözlüm, bir tek seni sevdim. Ve seni severek öleceğim, ELVEDA BIRTANEM......."

Evet, genç adam şaşırmıştı, mesajın geliş saatine baktı, sabahın beşini gösteriyordu. Güldü, kahkahalar atarak güldü, onu tanıdığı ve arkadaş olduğu günden beri ilk defa bir şiir alıyordu ve ilk defa bu saatte aranıyordu.... Heyecanla hızlı arama yaptı, çalan telefonu yabancı bir ses açtı. Genç adam

- "Nalan ile görüşebilir miyim" dedi. Fakat karşıdaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu;

- "Ben onun annesiyim yavrum, canım kızım bu sabah intihar etti. Gece odasında birilerini arayıp durdu, sabah odasının ışığını sönmemiş görünce merak ederek odasına girdim, ama yavrum kendini asmıştı."

Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki katını çekiyordu şimdi. Olduğu yere yığılıp kaldı......

Birkaç ay sonra... İki doktor konuşur. Doktorlardan biri diğerine karşıdaki hastanın durumunu soruyor ....

- aaa o mu, üç ay önce getirdiler, elindeki cep telefonunu hiç bırakmıyor, kendisi yüzünden bir genç kız intihar etmiş, o günden sonra o cep telefonu her zaman elinde devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim o uyurken gönderdiği numarayı aradım hayret ki numara 3 ay önce iptal edilmiş, ve gelen mesajlarda bir şiir:

"Sadece onları sevmeyi sevdim Hepsini onlarsız yaşadım da Bir seni sensiz yaşayamıyorum. Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum. Sana yemin güzel gözlüm, bir tek seni sevdim. Ve seni severek öleceğim, ELVEDA BİRTANEM......."

mesajı vardı. Bu adam duygusal mı bilmem ama benim anladığım kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş, çookk..

.

« Önceki ::

Copyrihgt © AspAvAyAsAr 2008 Tüm Hakları Saklıdır, Bazıları Alıntıdır İzinsiz Hiçbir Suretle Kopyalanıp Kullanılamaz Bu Blog En İyi İnternet Explorer ile Görüntülenir...
Tasarım: AspAvAyAsAr

Kültür ve Sanat Google Pagerank Checker

!!..Sevdanın Hası Suskun Olanıdır..!!

!!..AspAvAyAsAr..!!